RUHA TV Canlı Yayın (eski siteden)
Güncel - YaşamÖzel haberAsayişEkonomiSiyasetSporDünyaRöportajKültür-TurizmGündemEğitimBilim ve TeknolojiVideoBelediye haberleriFoto GaleriTarımYazarlarSağlık
Anasayfa Makaledetay
Ahin Ahin Güneş
10.06.2025 20:46 · 23

Sessizliğin Ortasında

Yorumlar
Sessizliğin Ortasında

O sabah hastane morgunun önündeydik. Bir amcam, bir yaş, bir ömür daha usulca çekilmişti bu hayattan. Ama hayat, o an bile durmamıştı. Bir kişi morg kapısında sessizce dua ediyordu. Az ileride başka biri ağlıyordu. Hemen diğer köşede ise bir hastane görevlisi, yanına ilişmiş bir başka kişiyle içerisinde bulunduğu borcu nasıl ödeyemeyeceğini, altından nasıl kalkamayacağını konuşuyordu. O ölüyle hiçbir bağı olmayan biriydi belki. Ama aynı mekânda ölümle yaşam, acı ile geçim kaygısı, gözyaşı ile hesap kitabı yan yana durmuştu.
Hayat buydu işte. Bir köşede ölümle yüzleşenler, öte yanda geçim derdine düşenler… Aynı mekânda, farklı acıların sessizliği yankılanıyordu.

İnsan hep güçlü durmak zorunda bırakılıyor. Evinde, işinde, sokakta… Sanki yorgunluk zayıflıkmış gibi, sanki insanlık ayıplanacak bir şeymiş gibi. Oysa bazen öyle bir yoruluyorsun ki, ne bir cümleye yaslanabiliyorsun, ne bir gölgeye sığınabiliyorsun. Herkes başını yaslayacak bir omuz arıyor, ama kimse o omuzun da zamanla ağırlaştığını, o omuzun da bir yere yaslanmak isteyebileceğini düşünmüyor. Herkes yükünü bırakıyor, ama kimse o yükün kime yüklendiğini merak etmiyor. Bazen sadece anlaşılmak istiyorsun. Sadece bir ses duymak: “Ben seni anlıyorum.”

İlkokul beşinci sınıftaydım. Öğretmenim bana “Ahinstein” derdi. O yaşta bile farklı düşündüğümü fark etmişti. Farklı düşünen yalnız kalır; bunu erken yaşta öğrendim. Yıllar geçti, fikirlerim oldu, hayallerim oldu. Güneş enerjisiyle sulama, Türkiye’nin ilk internet haber sitesi, canlı düğün yayını... Hepsi zamanından önceydi. Ama hepsi benden önce konuşulmaya başlandı. Ben sadece içimden “Ben düşünmüştüm hocam…” dedim. O cümleyi Vizontele filminde duyduğumda içim titredi. Çünkü ben de öyleydim. Düşünmüştüm. Ama doğduğum yer, düşündüğüm yerden çok uzaktaydı.

İnsan aynı anda iki arabayı süremez. İki yatakta yatamaz. İki kadını aynı anda sevemez. Ama nedense her şeyi birden istemeye şartlanmışız. Yetmiyor. Yetmiyor çünkü yetinmiyoruz. Sahip olmakla olmak arasındaki farkı unuttuğumuz gün başladı aslında bu yıkım. Ne kadar çok sahip olursak, o kadar eksiliyoruz. Ruh doymazsa, elindekiyle doymanın da kıymeti kalmıyor. Ve insan farkına varmadan hem kendini tüketiyor, hem çevresini.

Bir keresinde, meşhur sinema sanatçısı İlyas Salman’ın bir kasetinde anlattığı hikâye çarpmıştı beni. Askerdeyken içtimaya çıkmışlar. Komutan “Nasılsın asker?” demiş. İki bin kişi bir ağızdan “Sağ ol!” demiş. O da “Hastayım” demiş. Kimse duymamış. Belki de hayat tam olarak bu. Herkesin iyiyim dediği yerde, içinden “Ben yanıyorum” diyen biri hep oluyor. Ama onu kimse duymuyor. Duyulmak, anlaşılmaktan daha kıymetli bir ihtiyaç aslında. Çünkü bir insanı iyileştiren şey bazen ilaç değil, sadece duyulduğunu bilmesidir.

Ve anlıyorsunuz: İnsanı diri tutan ne övgü, ne unvan… Birinin sizi gerçekten duyması.

Evet, yine siz değerli okurlarımıza bir şeyler anlatmaya,
bir takım mesajlar vermeye çalıştık.
Hayatı, doğruları ve Urfa’yı yürekten seven herkese saygılarl



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu