8 Mart: Kutlama mı, Vicdan Muhasebesi mi?
Her gün bir kadının öldürüldüğü bir ülkede yine 8 Mart geldi. Yine kürsüler kurulacak, yine uzun uzun konuşmalar yapılacak. Kadınların ne kadar değerli olduğu anlatılacak, “kadınlar baş tacımızdır” sözleri havada uçuşacak.
Ama gerçeği söylemek gerekirse bütün bunlar çoğu zaman bir günlük vicdan rahatlatma töreninden ibaret.
Çünkü bu ülkede kadınlar sadece bir gün hatırlanıyor, geri kalan 364 gün ise çoğu zaman yalnız bırakılıyor. Gazetelerin üçüncü sayfaları her gün aynı acı haberlerle dolu. Bir gün Ayşe, ertesi gün Fatma, başka bir gün Zeynep…
İsimler değişiyor ama kader değişmiyor.
Biz ise hâlâ törenler düzenleyip “Kadınlar bizim her şeyimizdir” demeye devam ediyoruz.
Toplumun bazı kesimleri televizyon programlarını eleştiriyor. Özellikle Esra Erol gibi isimlerin sunduğu programlara burun kıvıranlar var.
Ama şu gerçeği görmek istemiyoruz: O ekranlarda anlatılan hikâyeler bu toplumun aynasıdır.
O programlarda kimi zaman şiddete uğramış kadınları, terk edilmiş anneleri, töre baskısı altında ezilen genç kızları görüyoruz.
Belki yöntemleri tartışılır ama en azından toplumun saklamak istediği yarayı gözümüzün içine sokuyorlar.
Bugün hâlâ başlık parası konuşulan bir ülkede yaşıyoruz.
Bugün hâlâ töre adı altında kadınların hayatlarının karartıldığı bir coğrafyada yaşıyoruz.
Bugün hâlâ bir kadının yaşam hakkı, bir erkeğin öfkesine kurban gidebiliyor.
Ama biz ne yapıyoruz?
8 Mart’ta çiçek veriyoruz.
Bir iki güzel söz söylüyoruz.
Sonra herkes evine dönüyor.
Ertesi gün ise gazeteleri açtığımızda yine aynı manşetlerle karşılaşıyoruz:
Bir kadın daha öldürüldü…
İşte o zaman insanın aklına şu soru geliyor:
Gerçekten kutladığımız bir gün mü var,
yoksa vicdanımızı susturmak için icat ettiğimiz bir gün mü?
Çünkü kadınların her gün korkuyla yaşadığı bir yerde 8 Mart kutlama değil, aslında büyük bir utancın tarihidir.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.






