RUHA TV Canlı Yayın (eski siteden)
Güncel - YaşamÖzel haberAsayişEkonomiSiyasetSporDünyaRöportajKültür-TurizmGündemEğitimBilim ve TeknolojiVideoBelediye haberleriFoto GaleriTarımYazarlarSağlık
Anasayfa Makaledetay
Necdet Necdet Karadeniz
09.11.2025 13:09 · 261

Bir Vakfın Günahı ve Sevabı

Yorumlar
Bir Vakfın Günahı ve Sevabı

Şanlıurfa’da yıllardır takip ettiğim bir vakıf var. Bugün sizlere bu vakfı günahıyla, sevabıyla anlatmak istiyorum. Çünkü mesele kişisel değil; mesele şehrimize hizmet edecek bir yapının nerede doğru, nerede yanlış adımlar attığını ortaya koymaktır.

TEKİRDAĞ'DAN DOĞAN BİR GÜNEŞ

Vakıf, Tekirdağlı bir devlet adamı olan  Ziyattin Akbulut’un girişimleriyle doğdu. O, Urfa’daki karanlığı gördü ve şehrin aydınlanması için kolları sıvadı. Eğer Urfalılar bu samimiyete aynı karşılığı verseydi, bugün Urfa bambaşka bir yerde olabilirdi.

Akbulut, işe sağlam adımlar atarak başladı. Yanına o dönem güvenilir isimlerden Vali Yardımcısı Hasan Duruer’i aldı. Arkasında ise Şanlıurfa’nın yetiştirdiği en büyük politikacılardan biri olan Necmettin Cevheri vardı. İlk çalışmalarını Balıklıgöl platosunda başlattılar. Devletin kaynakları halk yararına aktarıldı. Hasan Duruer, bir idareci gibi değil, bir amele gibi çalıştı; devletin parasını kendi cebindeki para gibi dikkatle harcadı. Tek kuruş boşa gitmedi.

ÇETENİN GÖLGESİ

Ancak bir noktada vakfın önü tıkandı: Mütevelli heyeti oluşturulacaktı. İşte o anda devreye giren “Şanlıurfa’yı sevenler çetesi”, vakfı kendi çıkarları için kullanmaya başladı. Heyete öyle isimler soktular ki; kimisi otopark peşindeydi, kimisi siyaset. “Benim yandaşım olsun, benim yakınım olsun” anlayışıyla hareket ettiler. Böylece cebinden tek kuruş çıkarmayan ama vitrinde zengin görünen isimler vakfın yönetiminde yer aldı.

Sanatçılara Kapanan Kapılar

En büyük eksikliklerden biri de sanata yapılan ayrımcılıktı.

Halil Örün gibi dünya çapında bir sanatçı yönetimden dışlandı.

Edibe Aydın Kahya gibi değerli bir eğitimciye sırt çevrildi.

Bekir Coşkun gibi bir gazeteci akıllara bile gelmedi.

Hüseyin Kırcalı gibi fotoğraf sanatçısının adı dahi anılmadı.

Sanatçılara sırt dönen bu anlayış, vakfı Urfa için bir değer olmaktan uzaklaştırdı. Oysa UNESCO bile gidip Şanlıurfalı ressam Şefika Güneş’i keşfetti; onun resimlerini dünyadaki fakir çocuklar yararına kartpostal yapıp sattı. Ama bizim yereldeki yetkililer bu sanatçıyı bile tanımadı.

SONUÇ

Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki bu vakıf, başlangıçta halk için büyük bir umut olmuştu. Fakat yanlış ellere bırakıldığında kendi içine kapanan, “çalıp oynayan” bir yapıya dönüştü.

SÖZÜN NOKTASI

Urfa’nın derdi şahıslar değil, zihniyettir. Samimiyet olursa eser olur; samimiyet yoksa eserler de bir gün çöker.

Bir Vakfın Günahı ve Sevabı



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu