Kendini Susturan İnsan
Günümüz insanının farkında olmadığı acı ve gerçekler üzerine…
Gürültülü bir çağdayız; herkes konuşuyor ama kimse duymuyor. En acı sessizlik, insanın kendine sustuğu andır.
Yaşadığımız çağda herkes konuşuyor, ama kimse gerçekten dinlemiyor.
Bir şeyler söylüyoruz, yazıyoruz, paylaşıyoruz; ama çoğu zaman sesimiz yankılanıyor, duyulmuyor.
Kalabalıklar arasında var olmaya çalışırken, insanın iç sesi giderek kısılıyor.
Oysa asıl tehlike, kimsenin seni anlamadığı anlar değil; senin artık kendini anlatmak istemediğin anlar.
Çünkü o andan itibaren sessizlik bir tercih değil, bir teslimiyettir.
İçinde bir şeyler kırılır sessizce.
Bir zamanlar anlatmak için çırpındığın duygular birer birer kabuğuna çekilir.
Gülmeye devam eder, konuşur, çalışırsın… ama artık içindeki ses sana ait değildir.
Çünkü insan, kendini susturmayı öğrendiğinde, başkaları için değil — kendi huzuru için susar.
Zamanla bu hâli “olgunluk” sanırsın. “Artık eskisi kadar dert etmiyorum,” dersin.
Oysa dert etmiyor değilsin; artık hissedemiyorsun.
Çünkü olgunluk, duygularını öldürmek değil; onlarla yaşamayı öğrenmektir.
Ne acıdır ki, insanın kendi iç sesine en çok ihtiyacı olduğu çağda, en çok dış seslerle meşgulüz.
Sosyal medya, iş hayatı, ekonomik kaygılar, sağlık kaygıları, barınma kaygıları, geleceğe dair güvensizlik kaygıları…
Herkes konuşuyor, ama kimse duymuyor.
Sessizliğin içinden geçerken, insan kendi yankısını bile unutuyor.
Oysa insan, sessizliğin içinde kendisiyle barışmadıkça, kalabalıkların arasında hep biraz eksik kalacaktır.
Belki de bu çağın en büyük trajedisi: herkesin birbirini duymaya çalıştığı ama kimsenin kendini duymadığı bir dünya.
Hayatı, doğruları, ülkesini ve Urfa’yı seven herkese saygılarla.
Ahin Güneş

Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.






