Sorun Sistem Mi, Toplum Mu?
Bir ülke kötüye gidiyorsa, suç kimdedir?
Toplumda mı, sistemde mi?
İnsanlar mı yozlaşmıştır, yoksa onları yozlaştıran düzen mi çürümüştür?
Bu sorunun cevabı, aslında bir sınıf örneğinde gizlidir. Düşünün; kırk öğrencilik bir sınıfta otuz beş öğrenci başarılı, beşi başarısızsa sorun öğrencilerdedir. Fakat aynı sınıfta otuz beş öğrenci başarısız, yalnızca beşi başarılıysa, artık kimse o öğrencileri suçlayamaz. Sorun öğretmendedir.
Ama hikâye burada da bitmez. Çünkü o öğretmen, kendi başına değil; müfredatı, sınav sistemi, okul politikaları ve atanma kaygısıyla şekillenmiş bir yapının ürünüdür. Yani sorunun kaynağı öğretmenden de öte, öğretmeni biçimlendiren sistemdedir.
Toplumlar da böyledir. Eğer bir ülkede halkın yüzde doksanı geçim derdindeyse, adalete güven kalmamışsa, gençler umudunu yitirmişse, orada suç bireylerde aranmaz. Çünkü birey, içinde yaşadığı sistem kadar özgür, eğitim kadar bilinçli, hukuk kadar güvendedir.
Bir ülkede insanlar suça, yoksulluğa ya da umutsuzluğa sürükleniyorsa, o toplumun karnesi bireylere değil, sistemi kuranlara aittir.
Afrika ülkelerinin çoğu bu gerçeği acı biçimde gösterir. Yoksulluk, açlık, eğitimsizlik, sağlık yoksunluğu… Çocuklar daha doğmadan hayat mücadelesini kaybediyor. Onlara “başarısız” demek değil, “sistemsiz” demek doğrudur.
Latin Amerika’da da tablo benzerdir. Adaleti satın almak mümkündür, yolsuzluk sıradanlaşmıştır, gençler suç ekonomisinin içinde kimlik bulmaktadır. Bu toplumlarda suç bireyin değil, düzenin anatomisindedir.
Kuzey Avrupa ülkeleri ise tersini kanıtlar. Norveç, İsveç, Finlandiya gibi ülkelerde refahın ve adaletin tabana yayılması, bireysel sorunların oranını düşürmüştür. Toplumun yüzde doksanı refah içindeyse, kalan yüzde onluk kesimin sıkıntısı artık sistemden değil, bireyin tercihlerinden kaynaklanır.
Bu oran tersine döndüğünde —yani toplumun yüzde doksanı acı çekerken yüzde onu refah içindeyse— artık ne öğretmen ne öğrenci suçludur. Suç, tahtadadır; yani sistemi yöneten üst akıldadır.
Bir ülkenin geleceği, bireylerin niyetinden çok, kurduğu sistemin ahlakına bağlıdır.
Eğer sistem adalet üretmiyorsa, çalışkan insanın emeği karşılık bulmaz. Eğer eğitim fırsat eşitliği sağlamıyorsa, yoksul çocuk başarıya değil, umutsuzluğa mahkûm olur. Eğer medya gerçeği değil, gücü yüceltirse; toplum doğruyla yanlışı ayıramaz.
Ve sonunda halk, aynı sınıftaki öğrenciler gibi, yanlış bir müfredatın kurbanına dönüşür.
Sorun sistem mi, toplum mu?
Aslında ikisi birbirinin aynasıdır. Ama aynayı kıran sistemdir.
Çünkü toplum, o aynada kendini ancak sistem kadar net görebilir.
Bir ülkenin karnesini görmek istiyorsanız, rakamlara değil, çocuklarının yüzüne bakın.
O yüzlerde umut yoksa, sistem çoktan sınıfta kalmıştır.
Ülkesini ve Urfa’yı seven herkese sevgilerle…

Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.






