RUHA TV Canlı Yayın (eski siteden)
Güncel - YaşamÖzel haberAsayişEkonomiSiyasetSporDünyaRöportajKültür-TurizmGündemEğitimBilim ve TeknolojiVideoBelediye haberleriFoto GaleriTarımYazarlarSağlık
Anasayfa Makaledetay
Melisa Melisa Toprak
18.09.2026 10:37 · 19

İNSAN EN ÇOK KENDİ İÇİNDE ZEHİRLENİR

Yorumlar

İnsan en çok kendi içinde zehirlenir.

En çok kendine kırılır, kendine kızar. Başkasının söylediği bir sözün acısını bir süre taşır da kendi kendine söylediği bir cümlenin ağırlığını yıllarca sırtında gezdirir. Çünkü insanın kendisine söylediği sözlerin şahidi yine kendisidir. Kimse duymaz onları. Kimse bilmez gecenin bir yarısı zihnimizden hangi cümlelerin geçtiğini, hangi hataların yeniden önümüze konduğunu, hangi “keşke”lerin uykumuzdan çaldığını.

Bazen verdiğimiz tepki karşımızdakine değil, kendimizedir. Birine kızarız; aslında ona verdiğimiz değere kızmışızdır. Birinin gidişine öfkeleniriz; aslında kendimizi neden hâlâ beklerken bulduğumuza öfkelenmişizdir. Birinin bizi kırmasına içerleriz; fakat çoğu zaman asıl kırgınlığımız, kendimizi o kırgınlığın içinde bu kadar uzun süre tutmuş olmamızadır. İnsan, en ağır hesaplaşmasını başkalarıyla değil, kendisiyle yapar.

Oysa geçmiş, değiştiremediğimiz hâlde en çok değiştirmeye çalıştığımız yerdir. İnsan geçmişi değiştiremez ama geçmişe bakışını değiştirebilir. Belki büyümek biraz da budur: Bir zamanlar verdiğimiz kararları bugünün aklıyla yargılamaktan vazgeçmek. Çünkü insan geçmişte, o gün bildikleriyle karar verir. Bugünün bilgisi dünün elinde olsaydı belki başka türlü davranırdı. Ama hayat bize ikinci kez aynı ânı vermez. Bazen elimizde yalnızca yaşanmışlığın kendisi kalır. Ve biz, yaşanmış olanla ne yapacağımıza karar vermek zorunda kalırız.

Bazı insanlar yaşadıklarını yara olarak taşır, bazıları ise iz olarak. Aradaki fark unutmak değildir. İz, yaranın iyileşmiş hâlidir. İnsan her şeyi unutmak zorunda değildir. Bazı acılar unutulmaz. Bazı vedaların tarihi zihinde kalır. Bazı insanların yüzü yıllar geçse de hatırlanır. Bazı cümleler, üzerinden ne kadar zaman geçse geçsin ilk söylendiği yerde durur. Fakat hatırlamak başka, orada yaşamaya devam etmek başkadır.

Bir insanın hayatımızdan çıkması, onun hayatımızın geri kalanını da yönetmesi gerektiği anlamına gelmez. Bazen birini affetmek, ona yeniden kapı açmak değildir. Bazen affetmek, kendi kalbinin kapısında bekleyen öfkeyi içeri almamaktır. Çünkü öfke de bir misafirdir. Fakat bazı insanlar gibi o da gitmeyi unutabilir.

Bazen insanlar hayatımızdan çıkar çünkü onların hikâyesindeki yerimiz bitmiştir. Bu, bizim hikâyemizin de bittiği anlamına gelmez. Hayat, gidenlerin ardından kapanan bir kapıdan ibaret değildir. Bazen bir kapı kapanır ve insan ilk kez kendisine açılan pencereyi fark eder.

İnsan en çok kendi içinde zehirlenir. Ama aynı zamanda en güçlü panzehiri de kendi içinde taşır. Çünkü insanın içinde yalnızca kırgınlık yoktur. İyileşme de vardır. Merhamet de vardır. Sabır da vardır. Yeniden başlama cesareti de…

Bir sabah uyanırsın ve artık aynı şeyi düşünmek istemediğini fark edersin. Bir insanı değil, kendini seçersin. Bir geçmişi değil, önündeki yolu düşünürsün. Ve ilk kez anlarsın: Bazı savaşları kazanmak için karşı tarafı yenmek gerekmez. Bazen savaştan çıkmak yeterlidir.

İnsan kendisini affettiği gün, geçmişin üzerindeki hükmünü de kaldırır. “Keşke”lerin yerini “bundan sonra”lar almaya başlar. Ve hayat, tam da orada yeniden nefes alır.

Belki de insanın kendisine verebileceği en büyük özgürlük, her şeyi anlamlandırmak zorunda olmadığını kabul etmektir. Bazı insanlar neden geldi, neden gitti; bilemeyiz. Bazı yollar neden yarıda kaldı; anlayamayız. Bazı dualar neden olmadı; yıllar geçse de cevabını bulamayabiliriz.

Her sorunun cevabı yoktur. Bazı cevaplar da ancak hayat devam ettikçe ortaya çıkar.

Bu yüzden insan bazen cevabı aramayı bırakıp yürümelidir. Çünkü hayat, bütün sorularımız cevaplandıktan sonra başlamaz. Hayat, cevapsız kalan sorularla da devam eder.

Kendine bir iyilik yap.

Bugün olduğun insanın, dün hayatta kalmaya çalışan hâlinden doğduğunu hatırla.

O günkü sen, elinden geleni yaptı. Belki yanlış yaptı. Belki eksik yaptı. Belki korktu. Belki sustu. Ama yine de devam etti.

Ve bugün hâlâ buradaysa, bütün o kırılmaların arasından kendine kadar gelebildiği içindir.

İnsan bazen yeniden doğmaz. Kendi küllerinden yeniden anlam çıkarır.

Belki hayatın en güzel tarafı da budur.

İnsan kırıldığı yerden aynı insan olarak çıkmaz. Daha dikkatli çıkar. Daha seçici… Daha sakin… Ve belki en önemlisi, kendisine daha yakın çıkar.

Çünkü insan sonunda şunu öğrenir: Kendini kaybettiğin hiçbir yerde gerçekten kazanmış sayılmazsın.

Bu yüzden artık kendine kızarken biraz yavaşla. Kendine konuşurken sesini biraz alçalt. Geçmişteki hâline bugün sahip olduğun akılla hükmetme. Kendini, başkalarının sana verdiği değer üzerinden ölçme. Ve ne olursa olsun, kendini terk etme.

İnsan en çok kendi içinde zehirlenir.

Kendi cümleleriyle. Kendi korkularıyla. Kendi suskunluklarıyla. Kendi bitmeyen hesaplarıyla.

Ama insan en güçlü şifayı da yine kendi içinde bulur.

Bir gün bütün gürültü diner. İnsan kendisiyle baş başa kalır. İşte o gün, yıllardır kaçtığı yerde bir kapı bulur. Kapının ardında başka biri yoktur. Yine kendisi vardır.

Ve bazen varılacak en güzel yer, insanın yıllardır kaçtığı kendi içidir.



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu