RUHA TV Canlı Yayın (eski siteden)
Güncel - YaşamÖzel haberAsayişEkonomiSiyasetSporDünyaRöportajKültür-TurizmGündemEğitimBilim ve TeknolojiVideoBelediye haberleriFoto GaleriTarımYazarlarSağlık
Anasayfa Makaledetay
Melisa Melisa Toprak
02.01.2026 12:28 · 74

Saatlerin İnceliği: Zamanın Bizi Sessizce Terbiye Edişi

Yorumlar
Saatlerin İnceliği: Zamanın Bizi Sessizce Terbiye Edişi

Saatler, insanın icat ettiği en nazik ama en acımasız araçlardan biridir. Naziktir; çünkü kimseyi itmez, bağırmaz, zorlamaz. Acımasızdır; çünkü durmaz. İkisi bir arada yürür: İncelik ve hüküm. Akrep ile yelkovan, görünürde birbirine değmeden döner; fakat hayatımızın tam ortasından geçip gider.

Saatlerin İnceliği: Zamanın Bizi Sessizce Terbiye Edişi
Zamanı çoğu zaman büyük laflarla anarız. “Zaman her şeyin ilacıdır” deriz mesela. Oysa zaman, ne ilaçtır ne de yara; sadece aynadır. İnsan, saatin karşısında kendini görür. Ertelediklerini, kaçtıklarını, cesaret edemediklerini… Saatler bize bunları söylemez; gösterir. İncelik tam da buradadır: Söylemeden anlatmak.
Bir duvar saatinin tik takları, evin nabzı gibidir. Gece herkes sustuğunda, yalnızca o konuşur. Tik… Geçti. Tak… Bir tane daha. O ses, insanın içini hafifçe tırmalar. Çünkü her tik, bir daha geri gelmeyecek bir âna denk düşer. Saatin sesi yükseldikçe insanın içindeki sessizlik büyür. Zaman, en çok geceleri ağırdır; çünkü insan kendisiyle baş başa kalır.

Saatlerin İnceliği: Zamanın Bizi Sessizce Terbiye Edişi
Eskiden saatler güneşle konuşurdu. Gölgenin uzadığı, ışığın kısaldığı yerden anlaşılırdı vakit. Şimdi ise rakamların esiriyiz. 08.30, 17.45, 23.59… Zaman küçüldükçe hayat büyümüyor; aksine daralıyor. Dakikalar planlanıyor, saniyeler hesaplanıyor. İncelik kayboluyor, hız kalıyor. Saatler artık zamanı değil, insanı yönetiyor.
Oysa zaman, aceleyle anlaşılmaz. Zaman, durarak hissedilir. Bir çayın demlenmesini beklerken, bir kitabın arasında unutulmuş kurumuş bir çiçeğe bakarken, eski bir fotoğrafın köşesinde sararmış bir tarih görürken… İşte o anlarda saatler yumuşar. Akrep biraz durur sanki. Yelkovan nefes alır. İnsan da.

Saatlerin İnceliği: Zamanın Bizi Sessizce Terbiye Edişi
Saatlerin en zarif hâli, beklemeyi öğrettiği anlardır. Beklemek modern çağın en büyük kaybıdır. Her şeye hemen sahip olmak isterken, zamanla kurulan o ince bağ kopar. Oysa beklemek, zamanın terbiyesidir. İnsan bekledikçe olgunlaşır; saat ilerledikçe derinleşir. Acele edilen hiçbir şey tam olmaz. Zaman, aceleyi sevmez.
Bir de durmuş saatler vardır. Çekmecede, bir sandığın içinde, belki de birinin ölümünden sonra hiç kurulmayan… Onlar, en doğru zamanı gösterir derler. Çünkü durdukları an, bir hatıraya sabittir. O saat, bir gülüşte durmuş olabilir, bir vedada ya da bir doğum haberinde. İncelik buradadır: Zaman bazen akarak değil, durarak anlam kazanır.
Saatlerin inceliği, insanı incitmeden yormasındadır. Kimse “bugün biraz daha yaşlandın” demez; ama saat söyler. Kimse “bu an bir daha gelmeyecek” diye fısıldamaz; ama yelkovan döner. Zaman, en büyük hakikati sessizlikle öğretir.
Biz çoğu zaman saati suçlarız. “Vaktim yok” deriz. Oysa mesele vakit değil, niyettir. Saatler herkese eşit davranır; ama insanlar kendilerine eşit davranmaz. Kimi zamanını harcar, kimi biriktirir. Kimi saatleri tüketir, kimi saatlerin içinde yaşar.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey, saatlere bakmak değil; saatleri dinlemek. Onların inceliğini fark etmek. Zamanın bizi kovalamadığını, sadece yürüdüğünü anlamak. Yetişemediğimiz şeylerin belki de bize ait olmadığını kabullenmek.
Çünkü saatler durmaz; ama insan durabilir. Bir an için. O an, belki de günün en doğru zamanıdır.



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu