RUHA TV Canlı Yayın (eski siteden)
Güncel - YaşamÖzel haberAsayişEkonomiSiyasetSporDünyaRöportajKültür-TurizmGündemEğitimBilim ve TeknolojiVideoBelediye haberleriFoto GaleriTarımYazarlarSağlık
Anasayfa Makaledetay
Melisa Melisa Toprak
24.12.2025 10:04 · 44

Sessiz Yorgunluk Çağı: Tükenmişlik, Başarı Takıntısı ve İyi Görünme Mecburiyeti

Yorumlar
Sessiz Yorgunluk Çağı: Tükenmişlik, Başarı Takıntısı ve İyi Görünme Mecburiyeti

Sabahları alarm çalmadan önce uyanan bir yorgunluk var artık. Bedende değil yalnızca; dilde, bakışta, susuşta bir yorgunluk… İnsanlar uykusunu alıyor belki ama kendini alamıyor hayattan. Çünkü bu çağ, dinlenmeyi değil dayanmayı öğretiyor. Yorulmayı ayıp, durmayı kusur, vazgeçmeyi ise neredeyse ahlaki bir suç sayıyor.

Bu durum ise insanlara sadece başkalarını suçlamayı öğretiyor. 
Bazen birbirimize “Nasılsın?” diye sormaktan çekiniriz. Çünkü bu sorunun cevabını vermeyi bile kendimize çok görürüz. İçimizden geçenleri, dilimizin ucuna kadar gelen cümleleri söyleyemeyiz. Anlatırsak anlaşılmamaktan, anlatmazsak yükün ağırlaşmasından korkarız. Belki de bu yüzden kimse bu soruyu gerçekten sormuyordur; bir karşılık beklemekten, duyacağı cevabın ağırlığını taşımaktan çekindiği için… “Nasılsın” artık bir ilgi cümlesi değil, cesaret isteyen bir yüzleşme hâline gelir.
Artık kimse “iyiyim” demiyor; herkes “idare ederim” diyor. Bu cümle, çağımızın en dürüst itirafı. Çünkü iyi olmak değil mesele, iyi görünmek zorundayız. Güçlü durmak, üretmek, başarmak, bir şeylere yetişmek… Ve bütün bunları yaparken de sanki hiç zorlanmıyormuş gibi davranmak. İşte asıl tükenmişlik tam burada başlıyor. 
Başarı, eskiden bir yolculuğun sonunda varılan bir duraktı. Şimdi ise sürekli koşulan, hiç ulaşılamayan bir hedef. İnsanlar artık bir şey başardığında durup sevinemiyor; hemen bir sonrakine hazırlanıyor. Çünkü durmak, geride kalmak demek sanılıyor. Oysa durmak bazen insanın kendine yetişebilmesi için tek imkân. Kendisini dinlemek için bir fırsat.
Bu çağın insanı çok çalışıyor ama az yaşıyor. Çok üretiyor ama kendine ait bir cümlesi kalmıyor. Sosyal medyada herkes meşgul, herkes yoğun, herkes bir yerlere koşuyor. Kimse “yoruldum” demiyor. Çünkü yorgunluk, zayıflıkla karıştırılıyor. Oysa en büyük yorgunluk, hiç kimseye anlatılamayan yorgunluk. Adı konmayan, sebebi sorulmayan, sadece taşınan bir yük. İnsanlar bunu fark etmeden yaşıyor. Yaşadıkları her güne suçlu olarak uyanıyor ve gün sonu hiç gelmiyor. 
Bir de “iyi olacağım diye yarananlar” var bu çağda. Herkese yetmeye çalışanlar, kimseyi kırmamaya uğraşırken kendini parçalayanlar… “Hayır” demeyi kabalık, sınır çizmeyi bencillik sananlar. Güç zehirlenmesi yalnızca iktidarda olanlara mahsus değil; bazen iyilik de insanı zehirler. Sürekli anlayan, sürekli susan, sürekli alttan alan insanlar bir süre sonra kendi içlerinde sessiz bir isyana başlar. Ama bu isyan bağırmaz; yorar.
Tükenmişlik dediğimiz şey, bir sabah ansızın gelen bir çöküş değildir çoğu zaman. Yavaş yavaş olur. Önce heves azalır, sonra ses kısılır, ardından hayaller sadeleşir. İnsan en sonunda “olsun”larla yaşamaya başlar. Oysa “olsun” demek, çoğu zaman vazgeçmenin en kibar hâlidir.
Bu düzen, insanı insanla yarıştırıyor. Daha çok çalışan, daha az şikâyet eden, daha az yorulan makbul sayılıyor. Kimsenin kimseye tahammülü yok; ama herkesin herkese karşı bir rolü var. Gülümsemek zorundayız, üretmek zorundayız, güçlü durmak zorundayız. İçimizde ne olduğu ise kimseyi ilgilendirmiyor.
Belki de bu yüzden en çok sessizler yoruluyor. Gürültüye karışmayanlar, kendini anlatamayanlar, yükünü paylaşamayanlar… Çünkü bu çağda dertler bile rekabet içinde. Kimin yorgunluğu daha meşru, kimin tükenmişliği daha haklı, kimin derdi daha büyük… Oysa acının ölçüsü olmaz. Yorgunluk karşılaştırılmaz.
İnsan bazen başarısız olmaya da ihtiyaç duyar. Yorulmaya, durmaya, hatta geri kalmaya… Çünkü hayat yalnızca ileriye doğru koşulan bir yol değildir; bazen kenara çekilip nefes almak da yaşamanın bir parçasıdır. Ama bunu söylemek cesaret ister. Zira bu çağda en zor şey, güçlü görünmemeyi göze almaktır.
Belki de yeniden sormalıyız kendimize: Biz gerçekten başarılı olmak mı istiyoruz, yoksa sadece öyle mi görünmek? Gerçekten iyi miyiz, yoksa iyiymiş gibi mi davranıyoruz? Ve en önemlisi: Bu yorgunluk kimin yorgunluğu?
Sessiz Yorgunluk Çağı’nda yaşıyoruz. Kimse bağırmıyor ama herkes bitkin. Belki de çözüm, biraz daha az başarmakta, biraz daha çok insan olmakta saklıdır. Yorulduğumuzu söyleyebilmekte, durabildiğimiz yerde suçluluk duymamakta… Çünkü insan, makine değildir. Ve hiçbir başarı, insanın kendini kaybetmesine değmez.

Sessiz Yorgunluk Çağı: Tükenmişlik, Başarı Takıntısı ve İyi Görünme Mecburiyeti



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu