RUHA TV Canlı Yayın (eski siteden)
Güncel - YaşamÖzel haberAsayişEkonomiSiyasetSporDünyaRöportajKültür-TurizmGündemEğitimBilim ve TeknolojiVideoBelediye haberleriFoto GaleriTarımYazarlarSağlık
Anasayfa Makaledetay
Melisa Melisa Toprak
18.05.2026 10:48 · 20

Şifanın dili, dilin şifası

Yorumlar
Şifanın dili, dilin şifası

Bir toplumun hafızasını anlamak istiyorsanız onun türkülerine, hikâyelerine  ve şifa arayışına bakın. Çünkü insan, en çok acı çektiği yerde kendini anlatır. Anadolu’da hekimlik yalnızca bir meslek değil, nesilden nesile aktarılan bir yaşam bilgisidir. Şifa, yalnızca reçetelerde değil; ninnilerde, dualarda, ot kokularında, taş evlerin gölgesinde ve yaşlı ninelerin hafızasında yaşar. Her hafıza kadim bir bilgidir.

Bugün modern tıbbın steril koridorlarında unuttulan birçok şey, bir zamanlar halkın dilinde saklıydı. Bir annenin çocuğunun alnına koyduğu ıslak bez, bir nenenin  kekik kaynatarak yaptığı ilaç, bir köy odasında anlatılan “bize bu ot iyi geldi” hikâyeleri… Bunlar sadece gelenek değil; aynı zamanda kültürel bir edebiyattır. Çünkü halk, derdini önce kelimelerle iyileşmeye ve iyileştirmeye ihtiyacı vardır.

Eski Urfa sokaklarında “otacı” denilen insanlar vardı. Kimisi dağlardan topladığı bitkilerle merhem yapar, kimisi yalnızca konuşarak insanın içindeki yükü hafifletirdi. Çünkü eski toplumlarda hekimlik, beden kadar ruhu da anlamaktı. Bir insanın gözünün altındaki morluğu sadece uykusuzluk saymazlardı; “içine dert çökmüş” derlerdi. Bugün psikoloji kitaplarının sayfalar dolusu anlattığı birçok şeyi, Anadolu kadını tek cümlede özetlerdi.

Geleneksel hekimlik dediğimiz şey aslında insanın doğayla kurduğu kadim anlaşmadır. Dağ kekiği, zahter, sumak, kantaron, ısırgan… Bunlar yalnızca mutfak malzemesi değil; yüzyıllardır yaşayan bir halk eczanesidir. Mezopotamya’nın sıcağın da ya da Karadeniz’in soğuk toprağında yetişen her otun bir hikâyesi vardır. Çünkü bu coğrafyada bitkiler bile şiir gibi büyür.

Edebiyat ise tam burada devreye girer. Çünkü halk hekimliği yalnızca tedavi yöntemleriyle değil, anlatılarla günümüze taşınmıştır. Masallarda şifacı kadınlar vardır. Destanlarda yaraları iyileştiren bilge kişiler… Dengbêjlerin sesinde acıyı hafifleten bir ritim bulunur. Türkülerde hastalık yalnızca fiziksel değildir; ayrılık da hastalıktır, özlem de… Bu yüzden Anadolu edebiyatında “yara” kelimesi hem bedenin hem kalbin karşılığıdır.

Bugün üniversitelerde halk anlatılarıyla tıbbın birlikte ele alınması bu yüzden çok kıymetlidir. Çünkü hekimlik yalnızca anatomi değildir; insanı anlamaktır. Ve insanı anlamanın yolu da biraz edebiyattan geçer. Bir roman karakterinin acısını çözebilen biri, gerçek hayattaki insanın sessizliğini de anlayabilir.

Şifanın dili, dilin şifası

Bu noktada, Mardin Artuklu Üniversitesi Edebiyat son sınıfta açılan hekimlik dersi oldukça kıymetli bir adımdır. Edebiyat ile insan ruhunu, hekimlik ile insan bedenini aynı masada buluşturan bu yaklaşım; geçmişin bilgeliğini geleceğe taşıyan önemli bir köprüdür. Bu değerli ders için Sayın Hatice Kübra Uygur’a teşekkürlerimi sunuyorum. Çünkü bazı dersler yalnızca bilgi vermez; insanın bakışını değiştirir. Ve bazı insanlar, bir toplumun unutmaya başladığı hafızayı yeniden hatırlatır.



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu