RUHA TV Canlı Yayın (eski siteden)
Güncel - YaşamÖzel haberAsayişEkonomiSiyasetSporDünyaRöportajKültür-TurizmGündemEğitimBilim ve TeknolojiVideoBelediye haberleriFoto GaleriTarımYazarlarSağlık
Anasayfa Makaledetay
Melisa Melisa Toprak
03.06.2026 09:58 · 6

Yazarlar bugün yaşasaydi ne yazarlardi?

Yorumlar

Bir anlığına zamanı durduralım. Edebiyat tarihimizin büyük isimlerini bugünün dünyasına davet edelim. Sosyal medyanın hayatımızın  merkezine yerleştiği, yapay zekânın şiirler yazdığı, insanların aynı masada oturup birbirine mesaj attığı bir çağda yaşadığımızı onlara anlatalım. Sonra da şu soruyu soralım:

"EĞER BUGÜN YAŞASAYDINIZ NE YAZARDINIZ?"

Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. Ancak yazarların eserlerine, yazma sebeplerine ve dünyaya bakışlarına bakarak bazı tahminlerde bulunabiliriz.

Önce Ahmet Mithat Efendi ile başlayalım.

Ahmet Mithat Efendi, Tanzimat döneminin en üretken kalemlerinden biriydi. Onun amacı yalnızca hikâye anlatmak değildi. Aynı zamanda toplumu eğitmek, bilgilendirmek ve dönüştürmek istiyordu. Romanlarının arasında ansiklopedik bilgiler verir, okuyucusuyla sohbet eder, kimi zaman hikâyeyi durdurup ders anlatırdı.

Bugün yaşasaydı muhtemelen yalnızca roman yazmakla yetinmezdi. Bir YouTube kanalı açar, podcast yayınları yapar, sosyal medya hesaplarından halka ulaşmaya çalışırdı. İnsanlara yapay zekâyı anlatır, dijital okuryazarlık üzerine konuşur, gençlerin bilgi kirliliği içinde kaybolmaması için çaba gösterirdi.

Onun romanlarında bugün büyük ihtimalle sosyal medya dolandırıcılıkları, dijital bağımlılık, sanal kimlikler ve internet çağının ahlaki meseleleri yer alırdı. Çünkü Ahmet Mithat Efendi yaşadığı dönemin meselelerine sırtını dönmeyen bir yazardı.

Tanpınar ise bambaşka bir yerde dururdu.

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın en büyük meselesi zamandı. Saatler, geçmiş, hatıralar ve değişim onun eserlerinin temel unsurlarıydı. "Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında" diyen şair, bugün yaşasaydı belki de zamanın hiç olmadığı kadar hızlandığını görecekti.

Sabah uyanır uyanmaz telefona bakan insanlar, birkaç saniyelik videolarla şekillenen hayatlar, sürekli yenilenen gündemler...

TANPINAR'IN DIKKATINI EN ÇOK BUNLAR ÇEKERDİ.

Belki yeni bir "Huzur" yazardı. Ancak bu kez kahramanları İstanbul'un eski semtlerinde değil, dijital dünyanın karmaşasında huzur arayan insanlar olurdu. Bir bildirim sesiyle bölünen düşünceler, hızla tüketilen ilişkiler ve geçmişe duyulan özlem romanlarının merkezine yerleşirdi.

Çünkü Tanpınar aslında zamanı değil, insanın zaman karşısındaki yalnızlığını anlatıyordu.

Ve sonra Oğuz Atay gelir.

Belki de bugünleri en iyi anlatacak yazar odur.

Tutunamayanlar'ın dünyası ile bugünün insanı arasında şaşırtıcı benzerlikler vardır. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan birey, anlaşılmama korkusu, aidiyet arayışı ve yabancılaşma...

Oğuz Atay bugün yaşasaydı sosyal medya çağının insanını yazardı.

Binlerce takipçisi olup kendini yalnız hissedenleri...

Kendi hayatını yaşamak yerine başkalarının hayatlarını izleyenleri...

Sürekli görünür olmaya çalışırken kendi iç dünyasını kaybedenleri...

Belki de yeni romanının adı "Bağlanamayanlar" olurdu.

Çünkü günümüz insanının en büyük problemi artık tutunamamak değil, gerçekten bağ kuramamaktır.

Dostluklar yüzeyselleşmiş, ilişkiler hızlanmış, insanlar birbirlerinin hikâyelerini değil yalnızca fotoğraflarını tanır hâle gelmiştir.

Atay'ın ironik dili tam da bu çağın çelişkilerine uygun düşerdi.

Bir yanda teknoloji sayesinde birbirine ulaşabilen milyarlarca insan, diğer yanda tarihin en yalnız nesillerinden biri...

Bu çelişkiyi belki de en iyi Oğuz Atay anlatabilirdi.

Peki ya edebiyatın kendisi?

Bu üç yazarın ortak bir noktası vardı. Hepsi yaşadıkları çağın insanını anlamaya çalışıyordu. Kullandıkları yöntemler farklıydı ama sordukları soru aynıydı:

"İNSAN NEDİR VE NASIL YAŞAMAKTADIR?"

Bugün teknoloji değişmiş olabilir. Şehirler büyümüş, iletişim biçimleri dönüşmüş olabilir. Ancak insanın temel meseleleri hâlâ aynı yerde duruyor.

Yalnızlık, aidiyet, aşk, ölüm, zaman, korku ve umut...

İyi edebiyatın konusu hiçbir zaman yalnızca dönemler değildir. İnsanlığın değişmeyen hikâyesidir.

Bu nedenle Ahmet Mithat Efendi bugün yaşasaydı dijital cehaleti anlatırdı.

Tanpınar hız çağında kaybolan zamanı arardı.

Oğuz Atay ise kalabalıklar içindeki yalnız insanın hikâyesini yazardı.

Belki kullandıkları araçlar değişirdi. Belki romanlarını tabletlerden okurduk. Belki sosyal medyada milyonlarca takipçileri olurdu.

Ama değişmeyecek bir şey vardı:

Yine insanı anlatırlardı.

Çünkü çağlar değişir, teknolojiler değişir, şehirler değişir. Fakat insanın kendini arayışı hiç değişmez.

Ve edebiyat, bu arayışın en eski tanığı olmaya devam eder.



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu