RUHA TV Canlı Yayın (eski siteden)
Güncel - YaşamÖzel haberAsayişEkonomiSiyasetSporDünyaRöportajKültür-TurizmGündemEğitimBilim ve TeknolojiVideoBelediye haberleriFoto GaleriTarımYazarlarSağlık
Anasayfa Makaledetay
Melisa Melisa Toprak
10.06.2026 10:45 · 27

Taş atanlar ve yol yapanlar

Yorumlar
Taş atanlar ve yol yapanlar

Bazı insanlar vardır; hayatları boyunca bir yol yapmazlar ama yoldan geçen herkese taş atarlar.

Ne tuhaf bir çağın çocuklarıyız. Bir zamanlar insanlar bir çınar ağacının gölgesinde oturur, bir ustanın yıllarını verdiği esere saygıyla bakardı. Şimdi ise bir ekranın karşısında birkaç saniye durup yılların emeğine hüküm veriyoruz. Bir kitap kapağı görüyoruz ve yazarı yargılıyoruz. Bir video izliyoruz ve konuşanı küçümsüyoruz. Bir şiir okuyoruz ve şairi değersiz ilan ediyoruz.

Sanki hüküm vermek için emek vermek gerekmiyormuş gibi…Sanki yargılamak için üretmek şart değilmiş gibi…Oysa insanın yaptığı iş kadar, o işi yapmaya cesaret etmesi de kıymetlidir.

Çünkü dünya, kusursuz insanların değil; cesur insanların omuzlarında yükselmiştir.

Bugün geriye dönüp baktığımızda hayranlıkla andığımız nice isim vardır. Fakat çoğunun ortak kaderi aynı olmuştur: Önce alay edilmişlerdir.Bir fikri ilk kez söyleyen herkes garipsenmiştir.Bir yolu ilk kez yürüyen herkes eleştirilmiştir.Bir hayalin peşinden ilk kez koşan herkes küçümsenmiştir.Çünkü kalabalıklar yenilikten çok alışkanlıkları sever.İnsan, kendisine benzeyeni kabul eder; kendisini aşanı ise sorgular.Belki de bu yüzden tarihin her döneminde taş atanlar, yol yapanlardan daha kalabalık olmuştur.Yol yapmak zordur.Ayağını bilinmeyene basmayı gerektirir.Düşmeyi göze almayı gerektirir.Yanılmayı kabul etmeyi gerektirir.Taş atmak ise kolaydır.Bir köşeye çekilip yapılanı beğenmemek, deneneni küçümsemek, emek verileni değersiz göstermek büyük bir maharet istemez.Çünkü cesaret, eleştiren tarafta değil; ortaya çıkan taraftadır.Bir dergi çıkaran insanın korkuları vardır.Bir kitap yazanın geceleri vardır.Bir öğretmenin hazırlıkları vardır.Bir sanatçının uykusuzlukları vardır.Bir girişimcinin kaybetme ihtimali vardır.Fakat bütün bunlara rağmen yola çıkarlar.İşte onları farklı kılan da budur.Çünkü cesaret, korkmamak değildir.Korkuya rağmen yürümektir.

Bugün birçok insanin dilinde ayni cümleyi duyariz:

“Bu da iş mi?”
“Ben olsam daha iyisini yapardım.”
“Bunun nesi başarılı?”
“Amatör olmuş.”

Ne ilginçtir ki bu cümleleri kuranların önemli bir kısmı hiçbir zaman kendi cümlelerini sınayacak bir sahaya çıkmaz.

Tribünler doludur. Sahne ise çoğu zaman boştur. Çünkü sahneye çıkmak, insanın kendisini ortaya koyması demektir.İnsanın ortaya koyduğu şey aslında yaptığı iş değil, biraz da kendi ruhudur.Bir yazar yazdığı metne yalnızca kelimelerini koymaz.Yalnızlığını koyar.Kırgınlıklarını koyar.Hayal kırıklıklarını koyar.Umutlarını koyar.

İnsanların çoğu başarısız olmaktan korktuğunu söyler.Ben buna pek inanmıyorum.İnsanlar aslında başarısız olmaktan çok görünmekten korkuyor.Yanlış yaparken görülmekten.Eksik kalırken görülmekten.Düşerken görülmekten.Bu yüzden pek çok hayal, daha doğmadan mezara konuyor.Pek çok yetenek, cesaretsizliğin karanlığında kayboluyor.Pek çok insan, hayatı boyunca yapmak istediği şeylerin yalnızca seyircisi oluyor.Sonra da yapanları eleştiriyor.Belki de eleştirilerin bir kısmı bilgi eksikliğinden değil, cesaret eksikliğinden doğuyor. Çünkü bir başkasının attığı adım, bizim yıllardır atamadığımız adımları hatırlatıyor.Bir başkasının başarısı, ertelediğimiz hayalleri hatırlatıyor.Bir başkasının üretimi, kendi suskunluğumuzu görünür kılıyor.Ve insan bazen aynada görmek istemediği şeyi taşlayarak kırmaya çalışıyor.Fakat aynayı kırmak yüzü değiştirmiyor.İnsan kendi korkularından kaçamıyor.Hayat bana yıllar içinde şunu öğretti:Samimi eleştiri ile küçümseme arasında büyük bir fark vardır.Samimi eleştiri geliştirmek ister.Küçümseme durdurmak ister. Samimi eleştiri yol gösterir.Küçümseme yol keser.Samimi eleştiri emekten doğar.Küçümseme çoğu zaman kıskançlıktan.Bu yüzden her sözü aynı terazide tartmamak gerekir.

Bir tohum toprağa düştüğünde onu ilk görenler çürüdüğünü sanır.Oysa o, görünmez bir mucizeye hazırlanmaktadır.Büyümenin sesi yoktur.Gelişmenin gösterişi yoktur.Ama zamanı geldiğinde o küçük tohum, kendisini küçümseyenlerin gölgesinde oturacağı bir ağaca dönüşür.İnsan da böyledir.Yeter ki büyümekten vazgeçmesin.Yeter ki başkalarının korkularını kendi kaderi sanmasın.Yeter ki birkaç alaycı cümle yüzünden yolundan dönmesin.Çünkü yıllar sonra dönüp baktığında hatırlayacağı şey insanların ne dediği olmayacaktır.Hatırlayacağı şey, kendi cesaretidir.

Ve günün sonunda insanın kendisine soracağı tek soru şudur:

“Beni eleştirenlerin kaçı benim yürüdüğüm yolda yürümeye cesaret edebilirdi?”

Eğer cevap sessizlikse, o eleştirilerin de hükmü yoktur.Çünkü tarihin bütün büyük hikâyeleri aynı cümleyle başlamıştır: Birileri güldü. Birileri küçümsedi.

Ama biri yine de yürüdü.



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu