RUHA TV Canlı Yayın (eski siteden)
Güncel - YaşamÖzel haberAsayişEkonomiSiyasetSporDünyaRöportajKültür-TurizmGündemEğitimBilim ve TeknolojiVideoBelediye haberleriFoto GaleriTarımYazarlarSağlık
Anasayfa Makaledetay
Melisa Melisa Toprak
01.04.2026 12:35 · 42

Zamanın ayarlandığı değil, insanın ayarsızlaştığı bir dünya

Yorumlar

Sevgili okuyucu,

İnsan zamanı ölçmeye başladığında mı kayboldu, yoksa kaybolduğunu fark ettiği için mi zamanı ölçmeye çalıştı? Belki de asıl mesele zamanın kendisi değil; onun etrafına ördüğümüz anlam takıntısıdır. Çünkü bir şeyi ölçmeye başladığınız anda, o saniyeye hükmettiğinizi sanırsınız. Oysa çoğu zaman ölçtüğünüz nesneye değil, sizi ölçen bir düzenin içine girersiniz.

İşte tam da bu noktada, modern Türk edebiyatının en sarsıcı metinlerinden biri olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü, bir roman olmaktan çıkıp bir zihniyet teşhisine dönüşür. Bu eser, zamanı anlatıyor gibi görünür; oysa gerçekte insanın kendini kaybedişini anlatır. Saatler ayarlanır, kurumlar kurulur, sistemler değişir… ama insan? O hep bir yerde ayarlı kalır.

Romanın merkezindeki mesele, sanılanın aksine basit bir “zaman düzeni” değildir. Asıl mesele, bir toplumun kendi gerçekliğinden koparak yapay bir düzenin içinde yaşamaya başlamasıdır. Zaman burada bir araçtır; asıl hedef ise zihnin dönüşümünü göstermektir. İnsanlar artık zamanı yaşamazlar, onu yönetmeye çalışırlar. Ve bu çaba, trajikomik bir çöküşün başlangıcı olur.

Bugün kendimize dürüstçe sormalıyız: Gerçekten zamanı mı yönetiyoruz, yoksa zamanın oluşturduğu sistemler mi bizi yönetiyor?

İnsan doğası gereği kaostan korkar ve bir o kadar da kaosa sürüklenir. Belirsizlik, onu rahatsız eder. Bu yüzden düzen kurmak ister. Takvimler yapar, saatler üretir, sistemler oluşturur. Ama bu düzen kurma arzusu bir noktadan sonra saplantıya dönüşür. Çünkü düzen, kontrol hissi verir. Kontrol ise güven hissi üretir.

Romandaki enstitü tam olarak bu psikolojinin ürünüdür. İnsanlar, saatlerin doğru çalışıp çalışmadığını kontrol eden bir kurum kurarlar. İlk bakışta bu oldukça mantıklı görünebilir. Ama biraz durup düşündüğünüzde şu soruyla karşılaşırsınız: Gerçekten buna ihtiyaç var mı?

İşte romanın en güçlü tarafı da burada ortaya çıkar. Gereksiz olanın nasıl gerekliymiş gibi sunulduğunu, anlamsız olanın nasıl bir anlam kazanmış gibi kabul edildiğini gözler önüne serer. Çünkü modern insan, anlam üretmek yerine çoğu zaman anlam taklit eder.

Bugün baktığımızda da benzer bir durumla karşı karşıyayız. Günümüz dünyasında da sayısız “enstitü” var. Belki adı farklı, belki işlevi daha karmaşık ama özü aynı: İnsanlara bir düzen içinde olduklarını hissettirmek. Oysa bu düzenin ne kadarının gerçek, ne kadarının kurgu olduğu çoğu zaman sorgulanmaz.

Romanın anlatıcısı Hayri İrdal, aslında bu sistemin en saf temsilcisidir. O ne tam anlamıyla düzenin içindedir ne de tamamen dışındadır. Bir tür geçiş karakteridir. Kendi hayatını bile tam anlamıyla kontrol edemeyen bir insanın, zaman gibi soyut bir kavramın düzenlenmesi sürecinde yer alması, romanın ironik gücünü artırır.

Hayri İrdal’ın en dikkat çekici özelliği, sorgulamamasıdır. Ona sunulan gerçekliği olduğu gibi kabul eder. Enstitünün ne kadar gerekli olduğunu sorgulamaz. Çünkü sorgulamak, risklidir. Sorgulamak, düzenin dışına çıkmayı gerektirir. Okuyucu, onun yerine sorgular, onunla konuşmaya çalışır ve ben olsaydım fikrini sunar.

Bugün de benzer bir insan tipiyle karşı karşıyayız. Kendi hayatını yönetmekte zorlanan ama sistemin bir parçası olmaktan vazgeçmeyen insanlar… Günlük rutinler, iş saatleri, sosyal medya alışkanlıkları… Hepsi bir tür “zaman ayarlama” pratiği değil mi? Bunu yaparken ise biliçli ya da bilinsiz Hayri İrdal’a dönüşürüz.

AMA KİM AYARLIYOR KİMİ?

Hayri İrdal sistemin pasif temsilcisiyse, Halit Ayarcı onun aktif kurucusudur. O, modernliğin en parlak yüzüdür. İkna kabiliyeti yüksektir, karizmatiktir, vizyon sahibidir. Ama bütün bu özellikler, onun haklı olduğu anlamına gelmez.Halit Ayarcı’nın en büyük başarısı, insanlara ihtiyaç duymadıkları bir şeyi ihtiyaçmış gibi kabul ettirmesidir. Bu, modern dünyanın en güçlü manipülasyon biçimlerinden biridir. İnsanlara bir eksiklik hissi verirsiniz ve sonra o eksikliği giderecek sistemi sunarsınız.

Bugün reklamlar tam olarak bunu yapmıyor mu? Sosyal medya tam olarak bu hissi üretmiyor mu? Sürekli bir şeylerin eksik olduğu duygusu… Sürekli daha fazlasına ihtiyaç duyduğumuz hissi…Halit Ayarcı’nın kurduğu sistem, sadece bir kurum değil; bir algı yönetimidir. Ve bu algı, zamanla gerçeğin yerini alır.

Zaman, eskiden yaşanan bir şeydi. Sabah olurdu, akşam olurdu. İnsanlar güneşin doğuşuyla uyanır, batışıyla dinlenirdi. Zaman doğal bir akıştı.Ama modern dünyada zaman bir meta haline geldi. Ölçülebilir, satılabilir, yönetilebilir bir şey oldu. “Zamanını iyi kullan”, “boş vakitlerini değerlendir”, “verimli ol”… Bu cümleler, modern insanın zihnine kazınmış durumda.

PEKİ ZAMAN GERÇEKTEN BİZİM Mİ?

YOKSA BİZ Mİ ZAMANIN BİR PARÇASIYIZ?

Roman bu soruyu doğrudan sormaz ama hissettirir. Saatlerin ayarlanması, aslında insanın kendi iç ritmini kaybetmesi demektir. Çünkü dışarıdan gelen bir düzen, içsel bir dengeyi bozar. Bugün insanlar neden bu kadar yorgun? Neden sürekli bir yetişememe hissi var? Çünkü zaman artık yaşanan bir şey değil; kovalanan bir şey. Romanın en derin katmanlarından biri de gelenek ile modernite arasındaki çatışmadır. Eski ile yeni arasında kalan bir toplumun hikâyesidir bu. Ne tamamen geçmişe ait olabilir ne de tam anlamıyla geleceğe uyum sağlayabilir.Bu arada kalmışlık, bireyin kimliğini de parçalar. İnsan neye ait olduğunu bilemez. Bir yandan eski değerler, bir yandan yeni sistemler…

ZAMANI AYARLAMAYA ÇALIŞIRKEN, KENDİMİZİ Mİ KAYBETTİK ?

Bu roman bize hazır cevaplar sunmaz. Ama doğru soruları sormayı öğretir. Ve belki de en değerli şey budur.Çünkü doğru sorular olmadan, hiçbir düzen gerçekten anlamlı değildir. Son olarak Tanpınar’ın kitabında şöyle bir söz ile bitirelim: "Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır... Bu da gösterir ki, zaman ve mekan, insanla mevcuttur!"



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu