RUHA TV Canlı Yayın (eski siteden)
Güncel - YaşamÖzel haberAsayişEkonomiSiyasetSporDünyaRöportajKültür-TurizmGündemEğitimBilim ve TeknolojiVideoBelediye haberleriFoto GaleriTarımYazarlarSağlık
Anasayfa Makaledetay
Melisa Melisa Toprak
18.03.2026 10:48 · 80

Karadeniz’den Güneydoğu’ya: Aynı göğün altında farklı nefesler

Yorumlar

Karadeniz’in hırçın dalgalarından bir avuç su alıp Güneydoğu’nun tozlu toprağına döksen, ne olur biliyor musun?
Toprak o suyu yadırgamaz. Çünkü biz sandığımız kadar ayrı değiliz.

Biz, sadece farklı coğrafyalarda aynı hikâyenin başka cümleleriyiz.

Bir sabah Karadeniz’de uyan. Sis çökmüş dağların arasına. Çay bahçeleri hâlâ geceyi üzerinden atamamış gibi. Uzakta bir horon sesi yükseliyor; hızlı, telaşlı, ama bir o kadar içten. İnsanlar konuşurken bile acele eder gibi… Sanki zaman kaçıyormuş gibi.
Sonra dön, bir akşamüstü Güneydoğu’da uyan. Güneş ağır ağır inerken sokaklara bir dinginlik yayılır. Bir dengbêj sesi yankılanır; ağır, derin, içe işleyen. İnsanlar konuşurken kelimeleri sindire sindire söyler. Sanki zaman zaten onlarınmış gibi.

Biri hızlı, biri yavaş.

Ama ikisinin de içinde aynı şey var: yaşama tutunma biçimi.

Karadeniz insanı yağmurla kavga ederek büyür.
Güneydoğu insanı kuraklıkla.

Ama kavga ettikleri şey farklı olsa da, kavganın kendisi aynıdır.
Hayata karşı dirençtir bu.

Bir Karadenizli ile bir Güneydoğulu aynı sofraya otursa, ilk başta sessizlik olur. Dil farklı, ton farklı, alışkanlıklar farklı… Ama o sessizlik çok uzun sürmez. Çünkü bir noktada biri der ki:

“Ye, utanma.”

Ve o an bütün mesafeler biter.

Çünkü bizde sofralar sadece karın doyurmaz.
Sofralar, kalp açar.

Karadeniz’de sofraya oturduğunda sana ısrarla çay doldururlar. Bardak boş kalmaz. Güneydoğu’da ise tabağın boş kalmaz. İkisi de aynı şeyi söyler aslında:
“Sen burada misafirsin değil, bizdensin.”

Fark burada başlar.
Ve fark sandığımız şey, aslında benzerliğin başka bir yüzüdür.

Karadeniz’de bir annenin sesi vardır. Serttir bazen, ama içinde şefkat gizlidir.
Güneydoğu’da da bir annenin sesi vardır. Yumuşaktır çoğu zaman, ama içinde aynı güç saklıdır.

İkisi de çocuklarını hayata hazırlar.
İkisi de aynı korkuyu taşır:
“Ya başına bir şey gelirse…”

Bu korku evrenseldir. Bir Karadenizli anneyle bir Güneydoğulu annenin duası aynıdır:
“Allah evladımı korusun.” Dil değişir. Duygu değişmez.Biz yıllarca farklılıklarımızı anlatmayı öğrendik.Ama kimse bize benzerliklerimizi öğretmedi.

Karadeniz’in kemençesiyle Güneydoğu’nun bağlaması yan yana çalındığında ortaya çıkan şey sadece müzik değildir. O, bir köprüdür. Ama biz köprü kurmak yerine, kıyıları büyütmeyi seçtik. Birbirimize uzaktan bakmayı, yakından tanımaya tercih ettik. Karadeniz insanı için Güneydoğu bazen sadece haber bültenlerinde geçen bir yer oldu. Güneydoğu insanı için Karadeniz bazen sadece tatil fotoğraflarından ibaret kaldı.Oysa gerçek, bu kadar yüzeysel değil.

Farkındalık dediğimiz şey, büyük cümlelerle başlamaz. Küçük kabullenişlerle başlar. “Onlar farklı” demekten vazgeçtiğin an başlar. Çünkü “onlar” dediğin şey, aslında sensin.

 Bu ülkenin en büyük sorunu farklılık değil. Farklılıkları yanlış okumak. Biz farklıyız, evet. Ama bu bir eksiklik değil.Bu, zenginlik. Ama zenginlik, paylaşılmadığında sadece bir yük olur.

Karadeniz’de yağmur yağarken insanlar kaçmaz, alışmıştır.
Güneydoğu’da güneş yakarken insanlar durmaz, alışmıştır.

İkisi de şartlara boyun eğmez.

İkisi de hayatı olduğu gibi kabul eder.

Ve bu kabul, insanı güçlü yapar.

Şimdi kendine sor:

Hiç gerçekten tanımaya çalıştın mı?

Bir Karadenizliye “neden bu kadar hızlı konuşuyorsun?” diye sormak yerine,
Bir Güneydoğuluya “neden bu kadar sessizsin?” diye merak etmek yerine,
Hiç “sen ne hissediyorsun?” diye sordun mu? İşte fark burada başlar. İnsan, anlaşılmak ister. Ve anlaşılmak için önce dinlenmek gerekir.

Karadeniz’den Güneydoğu’ya uzanan bir yol var. Haritalarda çizili değil. İnsanların içinde. O yol, önyargılardan geçmez. O yol, kalpten geçer. Ve o yolu yürümek için büyük adımlar atmana gerek yok.

Sadece şunu yapman yeterli:

Dinle.
Anlamaya çalış.
Hüküm vermeyi ertele.

Belki bir gün bir Karadeniz türküsü dinlerken içinde bir sızı hissedeceksin.
Belki bir gün bir Güneydoğu ağıtı duyduğunda gözlerin dolacak.

İşte o an anlayacaksın:

Acı da ortak.
Sevinç de.

Biz sadece farklı şekillerde yaşıyoruz.

Bu yazıyı okuduktan sonra hiçbir şey değişmeyebilir.
Ama eğer içinde küçük bir soru işareti oluştuysa, bu yeter.

Çünkü değişim, cevaplarla değil, sorularla başlar.

Şimdi kendine sor:

“Ben gerçekten ayrı mıyım, yoksa ayrı olduğuma mı inandırıldım?”

Cevabın ne olursa olsun, şunu unutma:

Karadeniz’in dalgası da, Güneydoğu’nun rüzgârı da aynı gökyüzüne çarpar.

Ve o gökyüzü, hepimizin.



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu